Yaşam, sahip olduğu çeşitlilik ile yerküreyi evrendeki tek var olabileceğimiz adaya dönüştürdü. İnsanoğlu; evrende başka bir yaşam alanı bulamayacağını, yaşamın bir bütün olarak eşsiz olduğunu anlamak ve her insan nesline de aktarmak zorunda. Bu konudaki başarısızlığı nedeniyle Dünyamız; insan kaynaklı yaşanan dramatik iklim değişimi ve canlı türlerinin hızla yok olması nedeniyle altıncı büyük yok oluşun eşiğindedir. Biyoçeşitlilik müzeleri; insanoğlunun kendisi dışında var olan tüm türleri yok eden davranışlarından ve korkulardan uzaklaşarak canlıların gerçek değerlerini anlayabilmelerine olanak sunar. Yeni nesillere, sanal dünyanın dışında doğanın gerçekliğine ilk adımı atmaları için fırsat verir.
Biyoçeşitlilik müzeleri yaşamın kütüphanesidir. Bu nedenle müzelerdeki yaşamı temsil eden her bir örnek üzerinde çok değerli bilgileri taşımakta, bize yaşamı anlamlandırmamızda yol göstermektedir. Bilgiyi nesilden nesile aktarmamız, evrende bilinen tek yaşam adamız olan dünyamızın sorunlarını fark etmemiz için çok önemlidir. Bu sorunların çözümü ile ilgili yönetim planları oluşturmamız ve bunları topluma hızla ve etkili şekilde ulaştırmamız gerekmektedir. Sağlam bilimsel ve eğitsel içerikleriyle biyoçeşitlilik müzeleri, bilim merkezleri olarak alternatif öğrenme fırsatları sunan son derece etkili kurumlardır.
Biyoçeşitlilik örnekleri sunulurken hangi şartlarda ve hangi yöntemler kullanılırsa kullanılsın, başlı başına ilgi uyandırır; insanoğlunun zihninde kalıcı anlara, hatıralara ve etkilere dönüşür. Ziyaretçiler, örnekler içinde duyu organlarına ulaşan her uyarıyı farkında olmadan özümler ve zihinlerinde yorumlama fırsatı bulurlar. Bu nedenle yaşam bilimi ve biyoçeşitliliğin anlatımında müzeler, non-formal öğretimin en başarılı uygulama alanlarıdır.
Biyoçeşitlilik müzelerini tüm diğer müzelerden ayıran en önemli özellik, sergiledikleri örneklere değer biçilememesidir. Her sergilenen örnek kendi doğal değerini taşır; yaşamı bize örnekleyen sınırsız değerini. Gezegenimizde günümüz için bilinen yaklaşık 2,5 milyon canlı türü ile yaşam temsil edilmektedir. Bu türlere ait iki milyara yakın örnek; dünya genelinde binlerce müze ve benzeri kurumlarda sergilenmekte, biyolojik çeşitliliğin önemi anlatılmaya çalışılmaktadır. Türkiye; üç kıtanın kesişim noktasında yer almasına, dünya üzerindeki 36 biyoçeşitlilik merkezinden üçüne (Kafkas, İran-Anadolu ve Akdeniz) ev sahipliği yapmasına, Avrupa kıtasından fazla biyoçeşitliliğe sahip olmasına rağmen, ne yazık ki ülkemizde sadece birkaç biyoçeşitlilik müzesi hizmet vermektedir. Özellikle küresel iklim krizinin etkilerini derinden hissettiğimiz günümüzde, ülkemizin bu zengin biyoçeşitlilik envanterinin belirlenmesi, kayıt ve koruma altına alınması son derece önemlidir.
ESOGÜ Zooloji Müzesi, Anadolu’nun bu muazzam faunistik zenginliğini kayıt altına almak ve başta gelecek nesiller olmak üzere tüm topluma tanıtarak doğa koruma bilincini aşılamak amacıyla 2007’de kurulmuştur. Yaklaşık yirmi yıla yakın bir süredir üniversitemizde faaliyet göstermektedir. Türkiye’nin dört bir yanından bilimsel araştırmalar sırasında toplanan ve hayvanat bahçelerinden temin edilen 30.000'i aşan bir koleksiyona sahiptir. Müzemiz, Mart 2025'te Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı özel müze statüsüne kavuşmuştur.
ESOGÜ Zooloji Müzesi, sahip olduğu bilimsel altyapıyla yalnızca geçmişin ve bugünün biyoçeşitliliğini barındıran bir arşiv değil; aynı zamanda geleceği koruma altına alan bir hafıza merkezidir. Amacımız; yaşamın bu benzersiz kütüphanesini her geçen gün zenginleştirerek bilim dünyasına katkı sağlamak, toplumumuza doğa koruma bilincini aşılamak ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya için farkındalık oluşturmaktır. Sizi, evrendeki tek yaşam adamız olan dünyamızın bu muazzam yaşam zenginliğinin önemli bir parçası olan hayvan çeşitliliğini keşfetmeye, sanal dünyanın ötesindeki gerçeklikle bağ kurmaya ve yaşamın paha biçilemez değerine ortak olmaya davet ediyoruz.
Dr. Hakan ÇALIŞKAN